banner94

 ÖLÜM YİNE ÖLÜM, ÖLÜM YİNE

   İlçemizde vuku bulan ve pek çok aileyi etkileyen trafik kazası ve kazada ölen ve yaralanan akrabalarımızın acısı, bunların düşündürüp hissettikleri nedeniyle, yazdığım ekonomi dizisine bir hafta ara veriyorum..

    Sevdiğim birisi trafik kazası sonucu meydana gelen ölüm hakkında araba kullanmanın pek de matah bir şey olmadığını, bu tür kazalarda ölümün ani ve beklenmedik oluşundan dolayı insanın tevbeye bile fırsatı olmadan ölüvermesinin modernliğin başımıza sardığı dertlerden biri olduğunu söylemiş. 
    Şimdi bu yazıya başlarken hiç aklımda olmayan ama yazının yanlış anlaşılacağı endişesinin aklıma düşürdüğü bir ümidi paylaşayım. Deprem ve Suda Boğulma sureti ile ölenlerin şehit sayılacağı bilgisi geldi aklıma, Gogıl da arayınca akıl yürütmemin doğru olduğunu, ani kazaların da bu kapsamda şehitlikten bir şube sayıldığını öğrendim..

    Yani bütün ölümler gibi ölenin ölüme hazırlığı, tevbe etmeye, iman tazelemeye fırsat bulamayışı ölen için bir eksik olmuyor. 

Takdir çü böyledir ne tedbir 
Takdiri eder mi kimse tagyir
diyor Fuzulî.

    Ölüm ve nikâhın vakti merhun olduğu söylenir. Vakti gelmeden olmaz, gelince de olmaması, ölmemesi olmaz. Benim insanın ölümü için bilâkis, belki bütün canlıların ölümü için  geçerli olabilecek bir fikrim var. İnsanın ölümü hem çok, kolay hem çok zordur. Kimi pisi pisine, aniden, ayağı takılıp düşmekle ölüverir, kimisi istese bile ölemez. Bazen öyle haller olur ki, ölmemek mucize gibidir. "Öldürmeyen Allah öldürmez" deriz, "Allah'ın verdiği canı Allah alır" deriz. Ölen için de "vadesi yetti, bu kadarmış" deriz. Diğer canlıların yaşam ve ölümüne dair, kediler için "dokuz canlı deriz" kimi olmadık yerlerde kayaların içinden ağaçların büyüdüğü olmayacak, olmamış bir  değildir.  

    İnsan evladı ölümlü olduğunu bilerek, hiç ölmeyecek gibi yaşar. Ölüm bilinir mi? Hayır, asla bilinemez, sadece görülür, müşahede edilir, tespit edilir. Yani bildiğimiz ölüm değil birinin öldüğü, öleceğidir. Kendimizin de öleceğini biliriz, ama bu kondurulup hissedilen bir bilgi değildir. Dilimiz söyler, ama öleceğini bilmenin dehşet ve muhteşemliğini pek az hissederiz. Dehşet deyince muhteşem de deyiverdim. Sahiden insanın ölümü hem kendisi hem çevresi için muhteşemdir. Bazıları muhteşem ölür. 

    Çocukluğumun bir yaşında ölümün dehşetini hissedip ürperme yaşadığımı hatırlarım. Ölüyorsun ve unutuluyorsun, hiç kimse seni hatırlamıyor. Yine dünyevî bir şeydi çocukluğumun ürperişi. Nereden bileyim ötesini, ama hatırlanmamak, unutulmak, bilinmemek, say ki yok olup gitmek ürpertmişti beni.. Ölüme yakın deneyimlerim olmadı hiç. Bir kere yüzme öğrenirken yarı olimpik havuzda onlarca kişinin içinde bocalamıştım, çırpınmaya varmadan biri tutup çekmişti beni. Araba kullanamadığım için, böyle bir ölüm imkânı da yok benim için. Ama yolcular da ölüyor. Bu ihtimal hiç gelmemişti aklıma, hele Kızılcahamam Ankara yolunda. Yani insan, evet bilir ölebileceğini ama hiç bir arabaya ölmek için binmez. Yüksekten bakmak, silaha gözü takılmak gibi değildir arabaların koltuklarında oturmak. O biniş, o gidiş bir telaşedir, dünya telaşesi.. Ve ölüm buluverir bizi ansızın.

Eski şiirlerime döndüm baktım. Ölümü düşünmüş üstüne şiir yazmışım. İnsan hayattan bile yoruluyor, aceleci, nankör, kendisine küsüyor, çevresine küsüyor, en yakınlarına, dağlara bile küsüyor hatta Tanrısına. "Ölsem de kurtulsam" dediği bile oluyor. Ama yaşıyor işte, yaşamıyor gibi yaşıyor olsa bile yine de yaşıyor. Ateş düştüğü yeri yakar diyorlar. Sahiden düştüğü yeri yakıyor. Ama eksik, ateş düştüğü yeri sadece yakmıyor, ateş düştüğü yerde duruyor, kalıyor, söner gibi oluyor, ansızın yeniden parlıyor, orada sönüyor. Söndüğü yerde bile bir boşluk, bir acı hatıra, kıvılcım bekleyen kav gibi bir ukde olarak kalıyor.

    "Hasan Abıcamın Mehmet'"ti, Kızıyla beraber gitti. "Bayram Dayının Halil" kızını dayısıyla yollayıp, kala kaldı dünyamızda. Anneler Babalar Kardeşler yandı tutuştu. Sonra dayılara teyzelere, akraba yakın bütün ilçeye, Tv'de seyreden bütün ülkeye yayıldı ta Amerikalardan duyuldu. Arandı, soruldu, ders oldu ibret oldu. İki tane gencecik pırıl pırıl yavrumuz kızımız "Hasan Abıcamın Mehmet'le birlikte O'nun koluna girip Cennete gittiler. Biz yine kaldık buralarda. 

    Dünyanın kuralına göre, biz insanlar arasında herşeyin hesabı yapılır sorulur. Tanrıya bile dönüp hesap soracak oluruz. Niye bu benim başıma geldi, niye o değil de ben..Niye, niye, niye.. Mülk Allah'ın. Hikmetinden sual olunmayan, âlemi, mahlukatı, zerreden kürreye, parçacıktan galaksiye yaratıp çekip çeviren, ol deyince olduran öl deyince öldüren VAR. Ben bu dert yüküne bir vechesiyle şöyle  bir cevap buldum. Kimileri ibret almak için yaşar kimileri ibret olmak için. Kimilerine ta Kalu belada dert, kimilerine de nimet düşmüştür. Taksimatı yapan Er Rahman, Er Rahîm, El Hay, El Kayyum, Genişleten ve Ferahlatan, El Müheymin,  El Gaffar, El Bâsıt, El Kâbıd, El Kahhar, El  Adl, El Cemil, El Afüvv, El Hadi, El Muğnî,  El Mâni, Ed Dârr, El Muahhir, El Mukaddim, Eş Şekûr, El Mûiz, El Müzill, el Cabbar olan Allah olunca bize ne demek düşer?

    Yıllar yıllar önce, öğrenci evimizde, herkes bir portakal aldı ortada durduğu yerden soydu yedi. Bana düşen bir acı portakal oldu. "Bu benim nasibim yemeliyim" dedim de yiyemediydim. İşte o acı portakal aramızda dolanır durur. Bir acı portakalı ağzında çiğneyip yutamayan insanlar neler neler tadar, yutar, kusar, yaşar, düşer, kalkar, dayanır, dayanamaz günü gelir ölür.. Allah var neler var. Eyvallah.. 10.04.2026

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner83

banner26