banner94

YALNIZ DEĞİLSİN ‘UZUN ADAM’

“ Yalnız değilsin Uzun Adam; yalnızlığına sınır çizdirmeyen yalnızlar seninle…”

YALNIZ DEĞİLSİN ‘UZUN ADAM’

“ Yalnız değilsin Uzun Adam; yalnızlığına sınır çizdirmeyen yalnızlar seninle…”

uğur demirbaş
uğur demirbaş
21 Ağustos 2016 Pazar 15:38
869 Okunma
YALNIZ  DEĞİLSİN  ‘UZUN ADAM’

                                 YALNIZ  DEĞİLSİN  ‘UZUN ADAM’

 

“ Yalnız değilsin Uzun Adam; yalnızlığına sınır çizdirmeyen yalnızlar seninle…”

 

Düşünce ve düşünceyi ifade etmek bir haktır; kanunlarla kısıtlanabilir, sınırlandırılabilir; özgürlük ve hürriyetler de aynı. Teşebbüs ve seyahat etmekte bir haktır; kanunlarla engellenebilir, yok sayılabilir.

Ama yalnızlık ne bir haktır, ne bir özgürlük, ne bir hürriyet… Ne teşebbüstür yalnızlık, nede seyahat etmek…

Yalnızlık, insanın kendi özüne inmesi, bu özde gizli gücü fark etmesi, bu gücü o öze gizleyen ilahi varlığı hissetmesi ve rabıta kurma çabasıdır. Bu çabanın sukutu ve sabrıdır yalnızlık.

İşte bu yüzden yalnızlık ne izne tabidir, ne kimseden izin ister… Yalnızlık ne tanımlanır, nede tanınır; ne engellenir, ne kısıtlanır, nede yok sayılır…

Benim gibi yalnızlığı böyle bilen ve yaşamaya çalışanların yalnızlığına kimse kural koyamaz, set çekemez, sınır çizemez…

İşte senin kadar yalnız olan o yalnızlar seninle ‘Uzun Adam…’

Koskoca insanlık tarihi incelendiğinde görülecektir ki; TÜRK hep yalnızdır…

TÜRK MİLLETİ’ de yalnızlığına kural koydurmayan, set çektirmeyen, sınır çizdirmeyen tek millet olmuştur ve de öyledir.

‘ Türkün, Türk den başka dostu yoktur…’ sözünü bu bağlamda anlamak ve yorumlamak lazım… Lazım da, var mı böyle birleri: olmalı…

Hele Türk Milletinin İslam dinini kabul ettiği ve alnı secdeye geldiği günden bugüne, bu yalnızlık derinleşmiş, Nur Dağı’ndaki ‘Hıra’ yalnızlığına yakın bir duygu ve ruh haline dönüşmüştür.

“ Yalnızların dostu yok, düşmanı çoktur Uzun Adam; Şeytan, kötü, yanlış ve çirkin şeylerin çokluğu anlamına da gelir... Yalnızlar, Şeytan’ı, yalnızlığında yener…” Nedir o zaman yalnızlık… Nasıl ortaya çıkar ve yaşanır…

Yalnızlık tek başına kalmak, kimi kimsesi olmamak, çaresiz ve sersefil yaşamak anlamına gelmesin, sakın böyle anlaşılmasın. Böyle yaşayanlar yok mu; var, ama bunlar yalnızlığı yanlış anlayan ve yaşamaya kalkanlardır.

Hz. Nuh, gemisini yalnız yapmıştır ama insan neslini ve mevcudatı o gemiyle kurtarmıştır.

Hz. Eyüp, o onulmaz hastalığı yalnız başına ve şikâyetsiz çekmiş ama kimseye bulaştırmamıştır; şifanın nasıl geldiği bellidir.

Hz. İbrahim, ateşe yalnız başına atılmıştır ama tek başına olmadığını biliyordu.

Hz. Musa, Tur Dağı’ na yalnız başına çıkmış, hayatın yönetim kuralları olan on böyle emri almıştır; yalnızlık şahit istemez…

Hz. Yusuf itildiği kuyuda yalnızdı ama tek başına değildi, çaresiz hiç değildi.

Hz. Meryem yalnızdı, eline erkek eli değmemişti; Hz. İsa’yı dünyaya getirdi. İftiralar karşısında, yalnızlığın ilk işareti, susma orucuna başladı. Susmak yalnızların Allah’a ulaşan sessiz çığlığıdır.

Hz. Muhammed Nur Dağındaki Hıra(Arayış) adlı mağarada yalnızdı ama sukut dolu gecelerde kendi varlığını arıyor; kendisini var eden ‘O’ sonsuz gücün varlığını kendi varlığında bulmaya çalışıyordu.

Sukut, sonsuzluğa açılmak ve o sonsuzluğu, sonsuz gücüyle var eden gücün sesini duymaktır. Yalnızlar hep sukut eder… Sukut konuşmamak değil, konuşan Allah’sa dinlemek, sukutu bilenlere, duyduğunu aynen aktarmaktır; yani tebliğ etmektir.  Risalet yalnızlıkta gelir ve yalnızları seçer…

Liderlik de yalnızlıkta ortaya çıkar; gücünü yalnızlıktan alır…

Lider, kalabalıkları topluma, gürültüyü yürek şarkısına çevirir.

Konuyu güncellersek; hani fırsat buldukça yazar dururum ya:

“ İdareciler durumu… Yöneticiler kurumu… Liderler toplumu kurtarır…”

Bu sözü söyleyen bensem; açıklamak da bana düşer: idareci kimdir, yönetici kime denir, lider nasıl ortaya çıkar. Açıklayayım…

İdareciler, içinde bulunduğu, hadi konulduğu diyelim; durum ve şartlara hemen uyum sağlayan, kurallarını aynen kabul eden ve sorgulamayan, varlığını ve geleceğini o durum ve şartlarda bağlayan veya öyle olduğunu sanan kişilerdir. Daha başka bir ifadeyle bunlar idare-i maslahatçılardır…

Silik, tutuk ve suskundur bu insanlar; böyle yaşarlar, böyle mutludurlar ve böylede biter hayat hikâyeleri.

Yöneticiler, oldukça yetenekli insanlardır fakat cesaretleri azdır; bu yüzden sahip oldukları yetenekleri kendi iradeleriyle kullanamazlar, risk almayı sevmezler. Bir başka gücün devreye girerek kendilerini itmesini, bir yerlere getirmesini beklerler. O güç ve iradenin teşvikiyle yeteneklerini kullanmayı ve sergilemeyi tercih ederler. Yani akıl ve yeteneklerini kiraya vermek işlerine gelir, hoşlarına gider.

Teslim oldukları irade onların bu yeteneklerini belli kurumlarda sınırlandırır, gelişmesine ve yaygınlaşmasına müsaade etmez. Bu tip yöneticiler getirildikleri kurumların başarısı için çaba sarf eder, yeteneklerini o kurum için seferber ederler. Başarılı da olurlar ama onların başarısı bir başkasının hanesine kazanç olarak yazılır; maddi ve manevi o iradenin istifadesi söz konusudur.

Gelelim toplumları kurtaran liderlere… Liderler akıllı insanlardır, akıllarını kendi iradeleriyle kullanmak isterler.  Yetenekli oldukları kadar, cesaretlidirler; ele avuca sığmazlar… Onlar için ne durum önemlidir, nede şartlar. Durum değişmeli, şartlar aynı kalmalıdır. Liderler hayatı bir bütün olarak kabul eder; başta devlet, bütün kurumlar hayata uygun olmalı, insanı yaşatmak için kurulmalı ve çalışmalıdır.

“ İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın…” sözü bu bağlamda söylenmiştir.

Hep önde olmak isterler ama liderler ön şart kabul etmezler. Bir kurumu yönetmek onlar için yetersizliktir; hayatı düzeltmek ve düzenlemek isterler. Hani bazı yazımlarımda: “ Siyaset kurum yönetimi değil, hayat yönetimidir” demem bu gerçeğe dikkatleri çekmek içindir; lider arayışımın çığlığı neden olmasın.

“ One Munite !..” Bu çığlığa lider tarafından verilen ilk karşılıktı. Ardından gelen: “ Dünya beşten büyüktür…” haykırışı, yüreğime değil, yüreklere su serpti… Ferah olun tesellisiydi millet olarak hepimize.

Bizim gibi ‘Kasaba Düşünürü’ olanların söylediği sözler, geliştirdiği kavramlar, ortaya koydukları düşünce ve fikirler; hele ki, büyük bir hevesle aktarmaya çalıştıkları bilgi ve birikimler pek önemsenmez…

Pek önemsenmez demek biraz kibar kaçıyor ama ne yapayım, daha ağır ve aşağılayıcı bir cümle kurmak da istemiyorum; neden mi? Biliyor ve bundan eminim ki, dilimin ucuna kadar gelen o cümleyi kursam, dönüp dolaşacak yine beni bulacak ve incinen yine ben olacağım; kırıp dökecek bir yerlerimi…

Çünkü ben, dün olduğu gibi bugünde ‘Kasaba Düşünürü’ olmaya ve böyle kalmaya devam etmek istiyorum… Önemsenmek gibi ne bir özentim, nede bir beklentimde var; niyetim yaşadığımın kanıtı olarak hayata bir çentik atmak, iz bırakmak.

Bir ‘Kasaba Düşünürü’ olarak bu yazımda 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra liderliği tartışılmaz hale gelen ‘UZUN ADAM’ ın yalnızlığını isim vermeden, övgüden uzak, tarihi misallerle yazmaya çalıştım ve de yazmaya da devam edeceğim. Bu yalnızlıkta neler yaşadığını, neler düşündüğünü, neler hissettiğini ve bu yalnızlığı cesareti, feraseti ve metanetiyle nasıl güçlendirdiğini yalnızlığına sınır çizdirmeyen biri olarak dile getireceğim. Hayli iddialı şu sözümü bir daha tekrar edeyim:

“İdareciler durumu… Yöneticiler kurumu… Liderler toplumu kurtarır…”

Diyorsun da, peki Peygamberler ne yapar diye soran birisi çıkabilir:

“ Peygamberler önce insanı, sonra insanlığı kurtarır…”

Son Peygamber Hz. Muhammed (S.A.S.) bu görevi hayatını örnek, sözlerini rehber haline getirerek ifa etti… Biz insanlara düşen bu kurtuluşa sahip çıkmaktır.

İnsan aklı, iradesi ve vicdanı özgür kalmalı ki; bu kurtuluş, bir başka söyleyişle bu felaha çıkış devam etsin. Felaha çıkmak, kurtulmak değil, kurtuluşu devam ettirmektir.

Liderler toplumu bu idrakle yönetir ve yönlendirir. ‘Uzun Adam’ 15 Temmuz gecesi bu milleti sokağa bu idrakle çağırdı; tabi bence… (Devam edecek…)

 

Son Güncelleme: 21.08.2016 15:43
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Veysel BAYRAM 2016-08-22 00:31:06

Islami kulanarak drvleten guclu hake gelen munafik/fasik/ikiyuzku/haramzade/uniformali/devketten maasli feto teroristlerinin 15 TEMMUZ darbe kalkismasina kadar namuslular seslerini namussuzlar kadar duyuramadiklari icin Uzun adam gibi adamin yalnizlik hissi o tarihten itibaren 79-78,5milyon Turk milletinin ve ummetin onunla oldugu anlasilmistir. BIR MUSUBETTEN DERS ALINARAK ortaya konulan birlikteliğin ve gücün seçilmiş bakanlar ve bürokratları tarafından da kavrayarak uzun adam gibi adam kadar terörle vb ile mücadeleye sahip cikmalari dilek ve temennisi ile.

banner89

banner83

banner26