banner94

YALNIZ DEĞİLSİN ‘UZUN ADAM…’ ( 3. Bölüm )

“Yalnız değilsin‘Uzun Adam’;akıl sesini fikir, yürek sesini şiir yapanlar seninle.”

YALNIZ DEĞİLSİN ‘UZUN ADAM…’ ( 3. Bölüm )

“Yalnız değilsin‘Uzun Adam’;akıl sesini fikir, yürek sesini şiir yapanlar seninle.”

uğur demirbaş
uğur demirbaş
08 Eylül 2016 Perşembe 23:54
809 Okunma
  YALNIZ  DEĞİLSİN ‘UZUN ADAM…’     ( 3. Bölüm )
                                     YALNIZ  DEĞİLSİN ‘UZUN ADAM…’

                                                     ( 3. Bölüm )

 

“Yalnız değilsin‘Uzun Adam’;akıl sesini fikir, yürek sesini şiir yapanlar seninle.”

Zordur akıl sesini fikir yapmak; sermayesiz inşaata başlamak gibidir…

Ne borç cümle veren olur, ne veresiye alacağın tek kelime vardır birilerinden. Yalnızlık sermayesi olur akıl sesini fikir yapmak isteyenin… Fıtrat kodlarındadır bu inşaatın planı, yaratılıştan gelen bilgiler tek malzemesi… Yürek sesi böyle fikir haline gelir; zordur akıl sesini fikir haline getirmek…

Istıraptır yürek sesini şiir haline getirmek; bu sesi kulak duymaz; gönül işitir…

İşte bu yüzden şiir yüreğin sesidir ama bu sesi ancak gönül sahibi işitir ve yalnızlığında kelimelere döker. Kâğıt kalemden önce yalnızlık lazımdır gönül sahibine; yalnızlık öylesine derin ve kımıltısız olmalıdır ki, şiirin gücü ortaya çıksın, duyan kulaklardan işiten gönüllere aksın ve titretsin…

Yalnızların, yürek seslerini gönüllerinde işittikleri şiirler böyle ortaya çıkar… Önce yalnızlığa yazılır, sonra kalemle kâğıtlara dökülür mısralar… Şiiri en güzel okuyanlarda yalnızdır; yalnızlığı yaşamasını bilenler güçlü sesleriyle güzel şiir okurlar…

Sen bir başka güzel okursun ‘Uzun Adam’, senin sesinde şiirler bir başka güzeldir. Okuduğun şiirin şairi bile şaşırır kalır, tereddüt eder: “ Bu şiiri ben mi yazdım?” diye.

“ Liderlik fikirle olur; fikirsiz liderlik ham hayal, kâbus dolu rüyadır…”

“ Şiir, lideri halka yaklaştırır, görünmez gönül bağı böyle kurulur…”

‘ Uzun Adam ’ seni hep zirvede tutan fikirdir; ham hayal görmeyişin bu yüzden, kâbus dolu rüyalardan çabuk uyanışın bu yüzden… Güçlü sesinle okuduğun şiirlerdir seni halka yaklaştıran, sağlam gönül bağı kurmanı sağlayan.

Zordur dedik akıl sesini fikir yapmak; bu zoru başaranlar fikirlerini hayatın ve insanlığın gelişimi ve gelişmesi için karşılıksız sunarlar… Başta akıl sahipleri ve lider vasıflı insanlar bu sunulan fikirleri önemser; lider önemsemekle kalmaz hayata ve insanlığa yararlı olanları eyleme geçirir.

Fikir eyleme geçmezse kuru bir sözden ibarettir; eyleme geçerse hizmete dönüşür. Hayat geçen o fikir, kazılan eserin temeline gömülür; unutulur fikir sahibi. Ama liderin ürettiği hizmet kalıcı eserdir, unutulmaz ve hep hatırlanır.

Ama her fikir hayatın ve insanlığın hayrına değildir; öyle fikirler vardır ki, hayra gibi görünür ama hedefi hizmet değil, insanlığa ihanettir.

İhaneti hizmet olarak fikre döken ve zihinlere yerleştiren aklın fıtrattan gelen sesi değil, Şeytan’ın insan nefsine hoş gelen fısıltısıdır. Fikir diye ortaya konan bu fısıltı aslında fitnedir, fesattır, bozgunculuktur…

“ Neden bilinmez; fikri kabullenmek zordur, fitneye kapılmak kolay…”

Her şiir de yürek sesi değildir; gönül duymaz o sesi… İnsan egosunu şişiren, köpürten, kibrini güçlendiren, gururunu okşayan süslü sözlerdir. Ulu orta okunmaz, sinsice yayılır, gizlice sirayet eder.

“ Şair gizliliği sevmez; şiarı şuur olan niye gizlensin... Şair şiirlerinde çıplaktır.”

Suyun sesi, rüzgârın fısıltısı, böceğin ötüşü, çiçeğin rengi doğanın şiiridir…

Liderin gür sesi, güçlü hitabeti siyasetin şiiridir; ‘Uzun Adam’ seninle duyduk bu şiiri. Gür ve güçlü sesinle pası silindi duyarsız kulakların, yorgunluğu dindi bezgin gönüllerin… Her neyse; gelelim asıl mevzua…

Yıl 1997, Aralık ayının 6. günü… Recep Tayyip ERDOĞAN’ ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken, Siirt’te şiir okuduğu gün… Aman Allah’ım kızılca kıyamet kopmuştu Türkiye’de…

“ Minareler süngü, kubbeler miğfer…”

“ Camiler kışlamız, müminler asker…”

“ Bu ilahi ordu dinimi bekler…”

“ Allahu Ekber, Allahu Ekber…”

Bu şiiri Recep Tayyip ERDOĞAN nasıl okur; Başsavcı Vural SAVAŞ buna katlanamazdı ve aynen şunları söylüyordu: “ Ziya GÖKALP’ in bu şiirini herkes okuyabilir, suç olmaz… Ama Recep Tayyip ERDOĞAN okursa suçtur ve hakkında dava açarım.”

Bu mealde görüş açıklıyor, açtığı davanın gerekçesi böyleydi. Dolaylı diyordu ki; bu şiiri fikir haline getiren bu gür ses halka ulaşırsa, dalga, dalga yayılır ve kitleleri peşine takar. Müthiş bir önsezi veya öngörü…

Bende o günlerde, 14 Nisan 1993 tarihi itibariyle açığa alınmış ve yargılandığım Mahkemeden hakkımda çıkacak kararı bekleyen bir devlet memuruyum.

Bir devlet memuru için açığa alınmak çırılçıplak kalmaktır… Siirt’te şiir okunduğu gün itibariyle, 4 yıl, 7 ay, 22 gün süren ve daha sürecek olan bir yargılama sürecine katlanmaksa, sancılar ve sağrılar içinde kıvranmaktır. Hele bu arada 7 ay, 10 gün tutuklu kalmışsanız şiir yazmanız kaçınılmaz olur; tabi şairliğiniz varsa: Bakın nasıl ‘Biri Var…’ demişti acı dolu yürek sesim.

“ Dost bildiği sigarası eline…” “ Sanma bu haliyle keyfi yerinde…” “ Yıkılası Karabük Cezaevinde…” “ Kendini tek suçlu saymış biri var…”

Eşim ve üç çocuğumun dışında yapayalnız bir insandım; ne arayanım vardı, ne soranım. Vural SAVAŞ’ ın açtığı dava burgu gibi içime işlemişti; biliyordum mesnetsiz açılan davalar, insan karakterini güçlendirirken, donanımı adalet ve merhamet olan ruhunda yaptığı tahribatı.

Bir akşam güçlenen karakterim ve ıstıraplar içinde kıvranan ruhumun dile gelişiyle akıl sesimi fikir, yürek sesimi şiir haline getirerek uzunca bir şiir kaleme aldım. Fakat korku ve endişe duygularımı ele geçirmiş, ailemin geleceği kaygı ve kuşkularımı artırmış olmalı ki, bütün şiirlerimi topladığım deftere bu şiiri yazmaktan çekindim.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN için yazdığım bu şiiri muhatabına göndermeden de duramazdım; bir mektup ekinde o şiiri muhatabına gönderdim.

Yazdığım şiirin fotokopisini almıştım; o gün Aşağı Merkez Cami Çay Ocağında kadim dostum Mustafa BAYRAM’ la karşılaştım… Olayları konuştuk, ona mektubumdan ve ekinde gönderdiğim şiirden bahsettim. Okumak istedi; elimdeki fotokopiyi ona verdim. Hoşuna gitmiş olacak ki, evinde okumak istedi. Bende müsveddeleri olduğu için şiirin fotokopisini tereddütsüz verdim. 

Benim devam eden davadan ceza aldığım ve Kızılcahamam Cezaevine girdiğim 13 Nisan 1999 tarihinden hemen 13 gün önce; 26 Mart 1999 günü Recep Tayyip ERDOĞAN hapse giriyordu.

Zaman su gibi akıp geçti gitti… “ Kaderin üstünde de bir kader olduğu gerçeği ortaya çıktı…” Recep Tayyip ERDOĞAN önce başbakan oldu, sonra Cumhurbaşkanı… Kaderin üstünde var olan kader, 15 Temmuz akşamı bir gerçeği daha getirip koydu TÜRK milletinin önüne.

Kaderine sahip çık Ey TÜRK MİLLETİ dedi o kader… Milletçe meydanlara çıktık, sokaklara döküldük ve kaderimize sahip çıktık. “ Kaderin üstündeki kader, milletin gayretine âşık oldu…” Âşık, aşkına sahip çıkar; kırmaz onurunu, kirletmez iffetini, haysiyet ve şerefini yere düşürmez…

Sokaklarda olduğumuz o günlerde; Mustafa BAYRAM bana, o 1997 yılında yazdığım şiiri hatırlattı: “ O şiiri bugünler için yazmışsın…” demez mi?

O da kaybetmiş veya bulamamış o şiiri, aklında kalan mısralar üzerinden böyle söylüyormuş; ben müsveddeleri nereden bulayım, yok… Aklımda üç mısra kalmış; bu üç mısrada ihanet edecek olanların tanımı ve tarifi var… Yalnız hizmetin de en şereflisi ve onurlusu bu iki makam, mevki ve mevziden gelir. İşte O üç mısra: “ İhanet ikidir, biri rütbeli…” “ Diğeri kitaplı kara cübbeli…” “ Bu iki ihanet medya maskeli…” Son iki kıta şöyle olabilir: “ Dikkat et bunlara, dikkat et Tayyip… Haykır hakikati, halk çıkar sahip…” O günkü haleti ruhiye ve siyasi şartlar içinde yazdığım ve kendisine gönderdiğim bir şiirdi bu; eline geçti mi, geçmedi mi bilmiyorum.

Şükür, 15 Temmuz gecesi medya ihanete maske olmadı. Sahte rütbe takarak vatana, millete ve devlete ihanet edenler oldu… Vatan aşkını, millet sevdasını, devlete duyulan sadakati önce gönüllerinde, sonra omzunda rütbe yapan ve onurla taşıyanlar bu ihanete karşı koydu; can verdi yol vermedi.

İster ilahi, ister beşeri kitapları doğru okuyan ve cepsiz cübbe giyenler; dini ve adaleti millet için anladıklarını ve uyguladıklarını ortaya koydular… Nefislerini tatmin, egolarını şişirmek için okuyan, başka odakların menfaati için ihanet sebebi yapanlara karşı kalkan ettiler, bu hain ve vahşi saldırıyı üstün hizmet anlayışlarıyla püskürttüler…

Din kalpte iman oldu, adalet ruhta güven…  (Devam edecek)

Son Güncelleme: 10.09.2016 01:33
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner89

banner83

banner26