Siyah-Beyaz Ekranlara Yenilen Renkli Geceler: Kızılcahamam Açık Hava Sinemalarının Sessiz Vedası
Merhaba memleketimin güzel insanları! Bugün bardağımızdaki sıcak çayımıza bir yudum nostalji eşlik ediyor. Eğer herkes çayından ilk yudumunu aldıysa buyurun 1970’li yılların yaz gecelerine kısa bir yolculuğa çıkalım.
O yıllara dair birçoğumuzun heybesinde yer alan en renkli anıların başında şüphesiz açık hava sinemaları gelir. Kızılcahamam’da bu büyülü perdenin kurulduğu yerleri hatırlarsınız: Birisi Büyük Kaplıca’nın yanında, diğeri ise Deli İmam Çeşmesi’nin karşısındaki pazar yerindeydi. O zamanlar eğlence anlayışımız bugünkü gibi bireysel olmaktan ziyade daha sosyal nitelikteydi. Mesela “Oğlum Osman” ve “Ezo Gelin” filmlerini izlerken beyaz perdedeki acılara öyle ortak olurduk ki film sonrasında eve dönene kadar hep birlikte hüngür hüngür ağlardık. Dolayısıyla o yıllarda açık hava sineması bizim için film izlemenin yanı sıra duygularımızı paylaşmanın yeriydi.
Lakin 1970’lerin sonuna doğru siyah-beyaz televizyonların evlerin baş köşesine kurulmasıyla birlikte biz de açık hava sinemalarının kurulduğu meydanlardan evlerimizin içine çekilmeye başladık. Artık açık hava sinemalarında film izlemek için değil, televizyonu olan komşunun evinde toplanıp “Tatlı Cadı”, “Dallas” veya “Köle Isaura” gibi yayınlandığı saatte sokakları bomboş bırakan efsanevi dizileri izlemek için gün sayar olduk. Zamanla Türk yapımı diziler ve programlar da ekranları süsledikçe evlerimiz adeta küçük birer sinema salonuna dönüştü. Televizyonun 1980’li yıllarda birçok evde yaygınlaşmasıyla birlikte ise o çok sevdiğimiz açık hava sinemaları birer birer ortadan kaybolmaya başladı. Ancak mesele sadece bir eğlence ortamının yok olması değildi. O büyülü perdenin ışığının sönmesi, bizi biz yapan o kıymetli bir arada olma halimizin zamanla silinip gitmesine yol açtı.
Bugünün dünyasında her birimiz kendi küçük ekranlarımıza hapsolmuşken o açık hava sinemalarındaki “biz” olma halini özlemle arıyoruz. Açık hava sinemalarında film izlerken oturduğumuz o tahta sandalyeler belki maziye karıştı ama o yıllarda yaşadığımız komşuluk ve arkadaşlık bağlarını bugüne taşımak hâlâ bizim elimizde. Ne dersiniz, teknolojinin soğuk ışığına inat ekranlarımızı bir anlığına kapatıp komşumuzun kapısını çalarak birbirimizin gözündeki o eski parıltıyı ve yan yana olma duygusunu yeniden keşfedemez miyiz?
Güzel duyguları ve hatıraları yaşatmak bardağımızdaki çay kadar içimizi ısıtan en kıymetli hazinemizdir. Elinizden sıcak çaylarınız, evinizden huzur ve yüzünüzden tebessüm eksik olmasın. Gelecek hafta yine aynı sıcaklıkta bir başka mazi durağında buluşmak dileğiyle... Hoşça kalın.