Kategoriler

Yöremizden Dünyaya.. Soguksuhaber.com

N'OLACAK BU EKONOMİNİN HALİ (2)

N'OLACAK BU EKONOMİNİN HALİ (2)

    Ak Parti İktidarının ilk 10 yılından bahsedecek olursak...: Kriz Kapitalist Ekonomi'nin doğasında vardır. Yani Kapitalist ekonomi kriz üretir, krize ihtiyaç duyar. Çünkü Kapitalizmin temeli sermaye temerküzü ve tekelleşmedir. Çünkü Kapitalizm yoğun sermaye hareketi ve finansal enstrümanlar yoluyla kazanç artırmayı, paradan para kazanmayı, türev piyasaları oluşturmayı sever. Bu yoğun hareketlilikle ekonomi köpürür, cerahat toplar.  Bir noktadan sonra bu köpük ve cerahat reel ekonominin gerekleri nedeniyle tahammül edilemez ve verimsiz hale gelir. Bundan sonra kriz başlar. Önceki yazıda bahsettiğim Mustafa Özel'in İktisat ve İş Dünyası Dergisinden hatırımda kalan Kondradiyef Çevrimleri diye bir Rus'un izah etmeye çalıştığı bir mekanizma işler. Aşırı genişlemiş piyasanın daralma ihtiyacı doğar, güçlülerin zayıfları yediği, büyüğün küçüğü yuttuğu bir dönem gelir ve bu sermaye temerküzü ve tekelleşmeyi sağlar. Kapitalist Mekanizma tekelleşmeyi zorladığı için muhtemelen ilk defa Amerika'da bunun aşırılığından korunmak için yasama ve hukuk müdahalesi ile Antitröst yasaları çıkarılmış, öncelikle Rockfeller'in sahibi olduğu Standart Oil parçalara bölünmüştür. Coca Cola ve Pepsi de bu yasanın sonucudur. Bu ayrışmalar ne kadar sahici ne kadar muvazaalı biz fazla bilmeyiz. 

    Yukarıdaki paragrafı niçin yazdım? Şunun için  Ak Parti iktidarı 2001 krizinin sonrasına denk geldiği için ekonominin kendi iç dengelerinin bir köpük ve cerahat biriktirecek kadar ne zamanı ne takati vardı. Sonra Amerikanın Afganistan ve Irak operasyonları nedeniyle Türkiye'yi sıkıştıracak değil desteğini alacak şekilde davranması gerekiyordu. Ayrıca iç ve dış dengelerin destekleyerek sağlamak istediği ve Ak Parti iktidarı tarafından sağlanacak bir takım dönüşümler vardı. Bu Ak Parti İktidarına biraz avans vermeyi gerektiriyordu. Bu konuları açmak mümkün ama yazı asıl konudan uzaklaşacağı için bu kadarla yetinelim. Bütün dünyada Amerika Merkezli 2008 krizi başladı. Reisimiz başbakanken "bizi teğet geçecek" dedi ve sahiden o kadar yıpratıcı etkileri olmadı. Niçin? Çünkü bu kriz reel ekonomik sebeplerin, siyasi kriz ve doğal afet savaş gibi bir zorluğun sonucu değildi. Bilakis yukarıda bahsettiğim köpüğün taşması cerahatin patlaması gibi finansal oyunların tükenmesi, mortgage kredi karşılıklarının zayıf veya hiç olmamasının ortaya çıkması nedeniyle oldu. Bizimse iltihap ve köpük birikimimizin az olması, finans piyasalarının darlığı bizdeki etkinin kontrol ve tahammül edilebilir sınırlarda olmasını sağladı. Kapitalist ekonominin daralma ve genişleme süreçleri başta dolar olmak üzere merkez bankalarının piyasaya sürdüğü ucuz para ile sağlanıyor ve 2008 krizinden batılı ekonomiler para arzını artırarak çıktılar. Ekonomiyi bir varil olarak düşünün, burada sabunlu su var, çalkalandıkça köpük varili dolduruyor, ama bir noktadan sonra köpük suya galip geliyor. Para basarak varile tekrar su koymuş oldular. 

    Yani Ak Parti iktidarının ilk 10 yılında hem Türkiye'nin iç ekonomisi hem de dış ekonomik şartlar bize bu rahatlığı sağladı. Asıl soru şu: Biz bu rahatlığı nasıl değerlendirdik? Mesela 2013'lere kadar Döviz kuru artışı enflasyonun çok altında kaldı. Ben hiç hatırlamıyorum o zamanlar döviz kurunun baskılandığına dair itirazlar olduğunu. Döviz kurunun 2013'e kadar TL bazında gerçekleşmeyen değer artışı daha sonra daha hızlı ve yıpratıcı bir trend olarak tezahür etti. Benim şahsen her ne kadar Ak Parti iktidarına karşı anlayış göstersem dahi 2015'lere kadar Tayyip Erdoğan ve Ak Partiye karşı bir kısım rezervlerim hep vardı. Hala da olabilir. Ama peyderpey zaman içinde arta arta inadına veya şaka yollu takılmanın dahi kendini değiştirmeye varan etkisi sonucu, özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçilmesini müteakip, benim bizzat ve gönüllü olarak REİSCİ olduğumdan bahsedilebilir. 

    Ak Parti'nin bir koalisyon olarak oluştuğunu ve Recep Tayyip Erdoğan'ın bu koalisyonda yerli ve milli kanadı temsil ettiğini en başından bu yana düşünürüm. Güç ilişkilerinin doğası, ülkelerin tarihi birikimi ve zaafları uluslararası ilişkileri ve mecburiyetleri ile siyasetçilerin karakter ve ihtirasları bir siyasi manevra alanı ve imkan veya imkansızlık olumlu veya olumsuz mecburiyetler olarak tezahür eder.

    Ak Parti kurulurken ve iktidar olduktan sonra en çok gündeme gelen konulardan biri 3 dönem kuralıydı. Bu kuralı AKP'nin 3 dönem sonunda kendi kendini imha edeceği şeklinde yorumlayanlar bile vardı. Bir nevi 3 dönemle sınırlı bir iktidar ve parti. Esasen ben bile AKP'nin bu kadar uzun süreli bir iktidar süreceğini beklemiyordum. Ama sürdü sürüyor doğru hamlelerle Tayyip Erdoğan dönemi bir başka Fidan veya Bayraktar veya Erdoğan'la pekâlâ sürebilir. Sürdü ama nasıl sürdü? Ahmet Yozgat'ın yorumuna göre 2008 de UK Kraliçe'sinin ziyareti sırasında bu konuda bir mutabakata varıldı. Sayın Abdullah Gül'e şövalyelik beratı veren Kraliçe, Sayın Erdoğan'a da 3 dönemlik kısıtlamanın söz konusu olamayacağına dair güvence verdi. Ben bu fikirde değilim. İlla böyle veya şöyle diye bir kanaatim yok. Bahsettiğim sadece bir teori.. Ak Parti 2007-2008'e kadar  süren iktidar dönemi Türkiye'nin yerleşik kökü Cumhuriyetin ilanına ve belki de daha eskiye dayanan iktidar odakları ile güven tesisi, uzlaşma ve çatışmaya varan bir süreç olarak tezahür etti. Cumhurbaşkanlığı seçme krizi ve AKP kapatma davası bunun zirvesi oldu. Karşı taraf AKP nin varlığını ve iktidarını kabullenmek zorunda kaldı. Müteakiben Türkiye için hazırlanan asıl iktidar odağının AKP dışında bugün Fetö dediğimiz camia olduğu ortaya çıktı. Feto'nun Devleti devralmak veya zaten kontrol ettiği devlete adıyla sanıyla hükümran olmak için yaptığı her hamle Reis'imiz tarafından savuşturuldu..  Orduyu zaafa düşürecek raddeye kadar gelen Ergenekon Balyoz Askerî Casusluk vs operasyon ve davalarla başlayan bir süreç bu. Bu konudaki pervasızlık herkesi tedirgin etti ve tırmanış 15 Temmuz'da zirveye ulaştı. Bu arada yaşanan Gezi olayları ve 15 Temmuz nedeniyle ağır ekonomik faturalar ödedik. Kötücül atmosfer güç kazandı, insan kaybı yaşandı, ekonominin parlak günleri gezi olayları ile sona erdi. Gezi olaylarının ekonomiye olumsuz etkileri oldu, bu zararın bir kaç yüz milyar dolar olduğundan bahsedildi.

    Özellikle 15 Temmuz'a varan süreç ve ortaya çıkan sonuç Türkiye'nin son 3 nesilde yetiştirip bir yere getirdiği insan varlığının bir kısmının Milletin çoğunluğu ile ayrı bir yola saparak heba olmasına hatta düşman saflarına katılmasına neden oldu. Öncesinde, oluş anında ve sonrasında meydana getirdiği etkiler millet hayatında fitne fesat birbirine güvensizlik ailelerin parçalanması kamusal alanda güven bunalımı, cezalandırma ve mağduriyetler olarak tezahür etti. Bütün bunların elbette çok ciddi ekonomik sonuçları oldu, ekonomik kayıplar doğurdu..

    Pandemi olarak adlandırılan Kovid 19 süreci ise başlangıçtan kısıtlamaların kalktığı ilan edilene kadar ciddi ekonomik maliyetleri devlete yükledi kısıtlamalar ekonomiyi yavaşlattı geçimlik ekonomiyle geçinen milyonlarca insan geçim gelirini kaybetti. Pandemi sürecinde hayret ettiğim hususlardan biridir.. Sosyal siyasi ve ekonomik yönü ile Dünya Sistemi ve kapitalist mekanizma için insan, müşteri, tüketici, işçi olarak sadece üretme ve harcama yapması nedeniyle değerlidir..Bunun dışında insan sadece istatistik ve sayısal veridir.. İşte bu şartlarda Küresel Sistemin en tepesinden bütün dünyaya şöyle bir emir verildi: Ekonomiyi yavaşlatıp durduracak şekilde bu kısıtlamalara uyun, yoksa insanlar daha fazla ÖLÜR. Uymazsanız bedeli olur. Küresel fonlardan yararlanamazsınız,seyahat kısıtlamaları olur, tecrit ve küçümsemeye maruz kalırsınız. 

    Pandemi sürecinde öyle bir propagandaya maruz kaldık ki, maske takmamak hayatın içinde tartışma ve afaroz sebebi oldu. Aşı yaptırmamak küçümsendi, hatta yaptırmayan bazı müeyyidelere maruz kaldı. Ben şahsen toplum hayatında lüzumsuz ve faydasız gerginlik yaşamamak ve propagandası yapılan kısıtlamalara maruz kalmamak için hem maske takma zorunluluğuna uydum hem de aşı yaptırdım. Pandemi boyunca, maske takma zorunluluğunu uygulamayan, hayatı olduğu gibi devam ettiren ülke ve bazı Amerikan eyaletleri oldu, her zaman muhalif ve sisteme güvensiz insanlar sisteme teslim olmadı.. Süreç sonunda Küresel Pandemi dayatmalarına uyanlar ile uymayanlar arasında hastalık ve ölüm sayılarında çok ciddi bir fark olmadığını, hatta kısıtlamalara uymayanların bu tavırdan ekonomik fayda temin ettiğini gördük.. Şimdi maske takmanın virüsün yayılmasına engel olamayacağını yapılan aşıların ise normal ilaç üretim araştırma yan etki değerlendirmesi ve risk fayda değerlendirmesi kural ve standartlarına uyulmadan piyasaya sürüldüğünü öğreniyoruz.. Ben küresel sistemin pandemi boyunca ekonomiyi durdurmaya varan dayatmalarının hep bir ekonomik operasyon olduğunu düşündüm. Evet dayatılan kurallara uydum, uyulmaması yönünde hiç bir yönelim ve yönlendirmem olmadı ama bu işin arkasında böyle bir dalavere olduğunun da farkındaydım..

Elbette Pandeminin de çok ciddi olumsuz ekonomik sonuçları oldu.. Ben pandemi sürecinde bütün işyerleri kapalıyken banka şubeleri önünde kuyruklar gördüm.. Geçimini günlük haftalık kazancı ile sağlayan milyonlarca insan bankalardan borç almak zorunda kaldı asıl ihtiyacı olanların çoğu bundan bile mahrum kaldı..

Yorumlar